Özgür 的个人资料Tosun'un Yeri照片日志列表更多 工具 帮助

日志


1月30日

Pertev

Pertev !

Şimdi şöyle en grisinden

Bir sonbahar güneşi düşün

 

Düşün

Kalın tabanlı cırt cırtlı ayakkabıları düşün

Çaresizlikle çıkılmış nem kokulu patikaları

İlkokul önlüklerinin siyahını

Tek satılan şeyin simit olduğu okulları

 

Pertev senle ben

Aynı çamurlarda nokta nokta kirletmedik mi paçalarımızı

Akşam evdeki elbise fırçasını düşün

Mahalle bakkalının ilk yelekli gününü

Komidinin üstündeki şemsiyeyi gör

En eskisinden bir sonbahar gelsin aklına

Bir cırtlak karga çığlığı duy

Arka balkonun boyası dökük demirlerini yaladığını

Burnundaki sızıyı düşün

 

İçindeki umutsuzluğu

 

Bol domatesli yaz salatalarının bitişini düşün

Peynirin çoktan basıldığını

Konserve kavanozlarının kaynadığını

Biberlerin iğne iplikle sıraya konduğunu düşün

Kafanda patlayan bir ağaç dalının

Ucuna dolanmış yastık yünlerini

Ve birkaç ay sürecek

Pekmez içme günlerini düşün

 

İçindeki o mutsuzluğu

 

Pertev ben bak bunları saydım bir bir

Sen uğraşma diye, sadece düşün

 

Kırılmamış yüzünü düşün annenin

Etleri de dökülmemiş

Biraz ellerini düşün

Tırnakları düşmemiş

Sesini düşün

Bunca yıl susmamış gibi düşün

 

Pertev kimsesizmişsin gibi boynunu büktüğün

Yalnız bir geceni düşün

Sonbaharı ve eylülü

Yaprakların ölü ölü uçuşmalarını

Pertev

Yolunu izini kaybettiğinde kendinin

Bitirdiğinde içinin ışkınlarını

Can eriklerini tüketip öğlen uykusundan uzak kaldığında

Aynanda bambaşka bir adamla göz göze geldiğinde

Plastik toplar yamuk, makose pabuçlar delik kaldığında

Pertev,

Canın artık nadiren yandığında

İlk telefonunuzu düşün

Üstündeki iğne oyasını

Yanı başında duran fihristi

Her yaz temize çektiğini düşün

Bembeyaz tenli ve irice gözlü olduğunu

Pazartesileri sabun koktuğunu

Her gece bir çekyata kafanı koyduğunu düşün

 

Pertev unuttuysan beni

Sana gönül koyduğumu düşün

 

 Baili Noratav

1月16日

Elif'in Önerisi

Aritmetiği şaşmışsa dünyanın

Saat tiktakları kuşyemi gibi

Alelade saçılmışsa kulağına

Diğer mahallelerin sevgilileri

Hicran dolu kovalarla

Islatmışlarsa kaldırım diplerini

Ve peşi sıra bir isyankâr

Başparmağında kir grisi

Gözünü karartası tutmuş besbelli

İznin olmadan girip mahrem karargâhına

Tutuvermişse seni şöyle kolalı yakandan

Kapalıysa ilk kapı, gözün doluysa

Hala bir ciğerin varsa içerilerde

Kendi piçlerini bir bir öldürüp

Uyuyakaldıysan yıkık bir köprünün üstünde

Toprağındaki yabani ot

Kahır dolu bir tükürükse yüzünde

 

Bırak aksın senelerdir

İçine hapsolmuş bu kan

 

Elif Lammim

1月15日

Doktorefe

Aylardır kendimi doğruyorum Doktorefe rüyalarımda. Çok çeşitli şekillerde, çok çeşitli şekillerle bölüp parçalıyorum çok çeşitli yerlerimden ben beni. Hadi gece oluyor hop giriyorum yatağa, geliyor ele bıçak. Hadi gece uyumayıp hop gündüz yatağa, elde yine bıçak. İlk vakitler bir rahatsızlık, rüya haliyle, bir acı, bir perişanlık uyku içi. Sonra sonra ufaktan alışma hissi yastığın altından saçlarıma dolanan. Şimdilerde zevke döndü, istiyorum hemen yatam her yanıma çizik atam.

Doktorefe, ama dedim bir arkadaş buluverip, anlatam gecelerimi. O dedi ki git de bir baksınlar sana nesin ne değilsin diye. Sordum soruşturdum etraftan, buldum buluşturdum dostlardan, denkleştirdim zamanımla paramı, çaldım kapılarını. Duydum ki üstüne yokmuş kendini kesenleri anlamada, biçenleri dinlemede.

Doktorefe işte girdim gördün içeri, şartlanmışlık tabi haliyle aylardan beri. Bir çırpıda söyleyiverdim tüm dertlerimi, heyecanı kalmadı mı 45 dakikalık paralı ibadetimizin? Yine de detaylar var merak etme anlatırım ben sana. Bir izin ver uzanıverip şu rahat koltuğa, döneyim ilk doğrama anına.

Şimdi şöyle Doktorefe, bir gece uyudum sanki her gece gibi, daldım hemen hala hatırlarım sanki dün gece gibi. Bir baktım ki gözler kapalı ama ne göreyim, elimde ben diyeyim 10 santim sen istersen de daha uzun bir santim bir kocaman ekmek bıçağı. O öylece elimden taşa taşa duruyor ama neden elimde diye de içim içimi yiyor. Sağına baktım olmadı, soluna baktım olmadı, dedim herhalde ben bununla bir şey kesmeliyim ki verdiler elime. Sağıma baktım bomboşluk, soluma baktım bomboşluk, etraf hani nasıl desem Matrix filmindeki o sahne gibi bembeyaz bir boşluk içi. Ama bir ben var bir de bıçak.

Şimdi Doktorefe, sen illa ki oynamışsındır bilgisayar oyunu, yaşın öyle gösteriyor. Bilirsin kahraman anlamsız yere taşımaz hiçbir şeyi. Elindeyse kullanman içindir elinde değilse elden ne gelir. Tepem boşluk yanım boşluk yörem boşluk. Ama bir de baktım ne göreyim, bıçağın girebileceği tek şey bende var. Bir vücutla gelmişim ki rüyanın içine, kes kes bitmez hani, aynı gerçeğim gibi. Rüya bu ya, bir elimle nasıl attım çiziği o an göğsümün üzerine, şöyle şimdi nasıl tarif etsem de gözünde canlansa. Bak hani vardır ya River Plate formasında sünnet maşallahı gibi şerit. Sen sanki bir miktar top tepmiş bol miktar tepilmesini izlemiş bir babayiğit gibisin, ondan dedim Arjantin liglerini. Tam işte o dediğimden bir çizdim pir çizdim kendim kendimi çaprazlamasına. Bir kan fışkırdı bir kan fışkırdı, göreceksin ama Doktorefe. İşte o Matrix şeysinin beyaz odası olmasın mı sana boğa güreşi arenası.

Neyse işte cancağızım, böyle başladı işler. Ertesi gece bir daldım, bu sefer Kızıldeniz sanki her yer. Bir gece daha bu sefer al sana vişne ağacı. Şimdi böyle örneklerle süslemeye kalksam, nereden baksan 365-414 örnek gerek, bulamam inan, en fazla 20’lere yetti gözüm, iyisi mi boş verelim örneği. Bazı günler yatmadım bakayım dedim kalacak mı bıçak yerli yerinde, oldu 48 saat, oldu bir keresinde 76 saat, ister istemez bir daldım ki, ne göreyim, yine aynı elimde.

Şimdi ama son seferler artık nasıl bir güzel his, nasıl bir istek. İnan bana uyuyorum kesmek için, kalkmıyorum doğramak için. Hani sen de sanki ufaklığında dudağını kurutup kurutup iki yana ayırmış, yardığın yerinden tuz basmış gibisin, beni anlarsın. İşe güce gidemez oldum, uyanıkken duramaz oldum. Vücut istiyor 8 saat, ben zorluyorum 10 saat. Geçti vakit bu kez vücut ister 10 saat ben zorluyorum 12 saat.

Neyse böyle böyle derken Doktorefem, ben bir baktım ne elde ne avuçta bir şey kaldı rüya dışında. Bazı günleri ben hiç görmedim inan bana cancağızım. Bir yatmışım, yatış o yatış, bir daha kalkana kadar neler neler olmuş dünyada günler boyu. Gözümü ben açmışım, sağımdan soluma solumdan sağıma dönmüşüm. Hop bir daha uyku, ki ne uyumak, yine günler yine günler.

İşte böyle Doktorefem, şimdi senin bu koltuk da bir rahat ki sorma. Ben geldim bunu sana anlattım, ama artık şikâyet değil ha. Belki bir vaka sunumun olur, Amerika’ya falan gidersin diye, faydalan istedim.

Aman güzel arkadaşım, bak sana civanım diyegelmiş kültürün çocuklarıyız hepimiz, gözünü seveyim verme bana bir ilaç, engelleme beni aman, koma gecelerimi normal. Alma elimden bıçağımı, sakın diyeyim.

Vel hasılı kelam benim hekimim, bileklerimi kaç kere kestim, dudaklarımı ayırdım suratımdan, parmaklarımın birini bırakıp birini kesip nasıl da şekilli düzenledim. Göğsümde bin bir resim, sırtımı tuval ettim, öyle ki uyanıklıkta jimnastik ettim ki gecesine sırtıma iyice erişeyim. Bacaklarımda eski kilise motifleri, koltukaltlarım lime lime, ama görsen nasıl lime.

………

Doldu mu 45 dakika Doktorefe, bak koltuk güzel ama bırakmadın uyuyayım. Alırım ben bunun intikamını, koma beni beyaz gömleklerle, sal gidip evimde kendimi doğrayayım.

1月12日

kısa öykü, uzun şiir

- atıldım
Deniz üstünde kaldı dışımdaki tabutlar
Deriniyle mavisi ölüme dalkavuklar

- bulundum
Teknenin tahtasında çok tuzlunun allahı
Suyun imanı yok ki bir dalgadır salladı

- unutuldum
Bu deniz esintisi ince ince hastalar
Şairin akrabası ve komşular yastalar

- kavruldum
Yağlı soğan kokulu domatesli tabaklar
Güneşten pul pul olmuş çatlamıştı yanaklar

- dirildim
Seviyordum güneşi yine de gececiydim
Becerip şair olsam inan ki hececiydim

- çalıştım
Akdenizin en kirli en mavi yengeçleri
Ellerinde kanıyor balığın yüzgeçleri

- darıldım
İstemem ilk ışıkla namaza koyulmayı
Nasıl da hayal ettim dün akşam vurulmayı

- kesildim
Seccadem bol tuzludan kendi kanım ha keza
Elimden kaydı bıçak kestim beni es kaza

- ayrıldım
Kılçıkları denizde biz rahmetli balıktık
Battıkça bir ne gördük meğer kalabalıktık

- üzüldüm
Bir gözüm küle düştü öbür gözümse yerde
İkisi ağlamaklı düştü düşeli derde

- düşündüm
Turist dolu kıyıda ekmeğin kırıntısı
Süpürgenin sesinde çöpçünün kayıntısı

- bayıldım
Viks kokulu teyzenin sırtında koca şehir
Damarda son kanlarım kuruyazmış bir nehir

- farkettim
Beklemekle bir ömür ve sobalı üşümek
Göğsümün ortasında zavallı bir kelebek

- alıştım
Bir anda anımsadım ölüyken de gülmeyi
Bir gözüm kül deşerken diğeriyle ölmeyi

- anıldım
Peşim sıra kokarca rahmetine kavuştu
Asfaltında gecenin bir kırlangıç uçuştu

- gömüldüm
Teknenin soğanında bir ömür geçedurdu
Güneşi göremeden ceset kıyıya vurdu