Özgür 的个人资料Tosun'un Yeri照片日志列表更多 工具 帮助

日志


3月1日

Sevgili Günlük

Sevgili Günlük;

Trevor McTriviri isimli İrlanda’lı bir baba ve Bostwana’lı bir anneden dünyaya gelme İngiliz vatandaşı bir yazarın çok beğendiğim bir yazısını seninle paylaşmak istiyorum. Bu yazı ile kendi hayatım arasındaki büyük benzerlik ve bu benzerlikten yola çıkarak sana anlatmaya çalışacağım hislerim bizi birbirimize iyice yakınlaştıracaktır. Senin kağıtlarını kendi beyin pekmezim ile kirletmek ve beyin pekmezimi de hayatın tahini ile karıştırıp defalarca yemek bu meczup zaman tüketicisinin yegane eğlencesi haline gelmişse eğer, emsallerinin 15 yaşındaki yeniyetmelerce acemi aşk oldu-bittileriyle doldurulmasını kıskanmaktan başka senin elinden ne gelir canım günlüğüm.

İşte bahsettiğim yazı şöyle;

“En güzel hediyesi bu dünyaya batının; klozet. Diğerleri ve diğerleri de güzel elbet. Ama en güzeli klozet.

Çocukluk senelerimi heba eden bir mekandı tuvalet. Ölü bir uzayın ölü bir boyutuydu, gudubet. Tevekkeli değil uzayda karadelik varlığı, etme hayret. Karadelikleri evrenin ayak yolu farzet. Yalıtılmış bir mekanda bedensel bir eziyet. Yok olup giden zamana bir tas suyla eşlik et.

Bir geçiş döneminde girivermişti hayatıma, hem alaturkalı hem alafrangalı evlerde çeşit çeşit marifet. Evimin annesi için temizlik bir iffet. Velahasılı kelam öyle zırt pırt kullanmamaya dikkat et.

Mümkün mü sanırsın bir eskiden bir yeniye su gibi geçmek olmadan vahşet. Sen ki belirlemişsin varoluşunu sanki sürecekmişcesine ilelebet. Her ne kadar alışıklığın var ise onlar ile idare et. Değil mi ki herkeslerin de hayatı bencileyin yarı gönüllü bir mahkumiyet. Heyhat, gel de böylesi bir muteber buluşu kendi mahremiyetine zerk et.

Ve bir zaman baktık gördük ki ne güzel bir mekandır bu klozet.  Otur oturabildiğince, dilediğin minvalde neşriyatı hatmet. İster tetris oyna ister playstation portable ile ol havlet. Artık ne o eski hayatın lanet, ne de ayak bileklerine bir zulumdur tuvalet.

Aydınlanma çağın başlamıştır artık, yöresinde kallavi bir kütüphane inşa et. Gün olur Red Kid ile Apaçilerin ateş suyuna icazet. Gün olur bir Latin Amerika masalında düşmanındır Pinochet. Bazı vakit tarihin sahnesinde toz yuttuğunu sanıp oluverirsin Hamlet.

Diğerleri ve diğer diğerleri de oldukça faydalı buluşlardır elbet. Ama modern dünyanın en paha biçilmez hizmetidir klozet. “

İşte Sevgili Günlük, yazı bu. Ne kadar da güzel işlemiş konuyu McTriviri. Gerçekten de öyle. Klozet birçok bireysel aydınlanma hareketine ışık tutmuş bir mekan olarak tarihin en önemli oturma fasilitesi olmuştur. Öyle ki Kral 13. Louis’nin tahtı mı yoksa seramik Vitra klozetlerinden herhangi birisi mi diye sorsalar hiç düşünmeden klozeti tercih ederim.

Peki klozetin bu saymakla bitmez faydalarından en önemlisi gibi görünen lakin hayatıma katkılarının olumlu mu olumsuz mu olduğu konusunda aylardır kafamı patlattığım bir husus var ki bu günkü yazımın temelini oluşturmakta. Kitap okuma katalizörlüğü.

Ben ki miniminnacık zihinsel gelişimimin bütününü klozet üzerinde gerçekleştirmiş bir gariban faniyim. Sosyal ortamların çekimser ve ezik bireyinden, “benim de söyleyeceklerim var” kademesine bir basamakcık da olsa yükselmeme vesile olan çalıntı esprilerimin; hararetli politik tartışmaların ritmini bozan kulaktan dolma, acemi yorumlarımın; sanal ortamlarda dişi-kişileri etkileyebilme gayesiyle yazılmış ve fakat ya kelimelerinden biri eksik kalmış ya da şairinin ismi yanlış hatırlanmış edebi lakırdılarımın tümünü klozet sayesinde kazandım. Üzerinde yüzlerce dergi karıştırdım, onlarca kitap bitirdim. Kah ilkokul ünite dergilerindeki “okuduğumuzu anladık mı?” tarzı selfservis feedback girişimlerimden, kah “anladığımızı gerçekten okuduk mu?” adını verdiğim kendi icadım testten aldığım düşük notlar ile yıldım, terledim, bezdim ve üzüldüm.  

Ama işte zaman akıp gidiyor. Akıp giden herşey gibi o da önüne birşeyler katıp gidiyor. Katıp giden herşey akıp gittiği heryere birşeyler atıp gidiyor. Ve atılıp giden herşey akıp gitme devam ettiği sürece beynimizin içine istemesek de birsürü birsürü şeyler batırıp gidiyor. Demem o ki, zaman diye birşeyin olmaması imkansızmış. Çünkü durmak yok. Çünkü durmak sadece film şeridinde veya bir fotoğrafta anlam bulur. Ki bu saydıklarımın hiçbiri aslında durmaz. Çünkü biz onlara bakarız. Biz baktıkça aklımızdan birşeyler akar. Resmin anlamı sadece biz ona bakıp da aklımızdan birşeyler akıttığımız için mümkün olabilir. Zaman, aklımız aktığı için akar. Yani zaman olmasaydı bile biz biz olduğumuz sürece bir şey yine akıp giderdi. Biz ölü olduğumuzda da zaten zamanın olup olmaması artık önemli değildir. Çünkü aklım olmadıktan sonra zaman olmuş ya da olmamış ne farkeder.

İşte günlük tam da gelmeye çalıştığım nokta buydu ve ben elimde olmadan buraya geldim. Sana edeceğim şikayet de bununla alakalı. Dedim ya, zaman aktı ve ben klozette okudum da okudum. Miniminiminnacık kafamın içini okuya okuya azıcıcık doldurdum. Doldurdukça kafam minnacıka terfi etti ve ben azıcık daha okudum. Azıcık okumamla kafam minik oldu ve ben biraz daha okudum. Zaman geçti ve ben artık küçültme sıfatlarını beğenmez oldum. Laf yarıştırır, kalp atıştırır oldum. Okudukça bir şey bildim sandım. Bildiğim şeyi doğru bilip bilmediğimi bile bilmeden bildik ve sıradan bir çok bilmiş oldum.

Her kim bir laf etse beğenmez oldum. Her kim bir laf etmese O’nun yerine ben eder oldum. Laf ettikçe ettiğim lafa inanır oldum. İnandıkça güvenir oldum. Güvendikçe sınır tanımaz oldum ve işte geldim en sonunda herkesin başına adam oldum.

İşte günlük tam da burada emekli olmak istiyorum. Klozetin etrafından kitapları, dergileri kaldırmak; aslında hala eskisi kadar ufacıcık olan beynimi boşluklarla doldurmak; başıbozuk kendine güven hissimi “six feet under” bir mezara gömmek ve her ilmeğini dokuyuşumda çok harika bir model ortaya çıktığını zannettiğim kandırılmış ukalalık hırkasını, esasen kambur olan ve fakat Arnold Schwarzenegger’inmişcesine etrafa satmaya çalıştığım eciş bücüş sırtımdan çıkarmak istiyorum.

Günlüğüm beni affet ve tekrar sayfalarına al. Ben hala senin aptal yazarınım. Klozetlerle ilişkimi törpüledim ve sana geri geldim.

Yine eskisi gibi beni işletip kandırabilirsin. Küçük yalanlarına inandırabilirsin. Olmayacağını bildiğimi ukalaca haykırmayacağım hayallere gözlerimi daldırabilirsin. İnanmayacaksın belki ama yine eskisi gibi bütün varoluşuma elinden geldiğince saldırabilirsin.

Günlüğüm beni önce affet ve sonra senin zamanının herhangi bir durmuş anına sayfa ayracı misali tekrar koy. Koy ve tüm gücünle sıkıştır orada beni. Sıkıştır ki pembe kapaklarının arasından yere akıtabilesin içimdeki bu zehri.

Ben ki kara kaşlı boş bakışlı sahibinim senin.