Özgür 的个人资料Tosun'un Yeri照片日志列表更多 工具 帮助

日志


7月3日

Prehistorik Mağaraya İade-i Ziyaret (Episod 3)

 
İlk iki bölümü kaçıranlar alttaki girdilerden okuyabilirler...
 

                 Müzenin içine girince ilk evvel gördüğüm şey yanmış yağdan ve harlı ateşten eciş bücüşleşip zift rengi bir doku ile kaplanmış yumurta sahanı ve bir küçük tüp oldu. Hayır dostlar, atalarımızın böylesine malzemelerle karın doyurduklarını sandığımı söyleyerek basit espirilerle pirim yapmaya çalışacağımı düşünüyorsanız elbette ki yanılıyorsunuz. Ben halden anlayan bir insan olarak kendimi yönlendirdim yönlendireli beklenmeyen şeylerin beklenmeyen yerlerde ortaya çıkabilmesine şaşırmama erdemini kazandığım için gariban müze görevlisinin hemen her gün karnını doyurmasına yarayan bu teçhizatı da hoşgörü ile karşıladım. Oysa ki malumunuz böylesi görüntüleri gizli kamera ile çekip tüylerimizi diken diken ettireceklerini iddia eden 1990’ların nice araştırmacı gazetecileri yüzünden hala her gittiği lokantanın mutfağında aşçı çorabı, her yuttuğu ekmeğin hamurunda fare pisliği, her gezdiği müzenin deposunda çürümeye terk edilmiş süperötesi tarihi değerler olduğunu sanan paranoik nesilleriz bizler. Öyle ki unlu mamüller üreten bazı işletmelerde üretim anı canlı olarak kameralar ve LCD televizyonlar ile meraklı ve titiz müşterilere izlettirilmektedir. Gerçi aramızdan paranoyasını bir basamak daha yukarı taşımış olanlar bu görüntüyü görür görmez “kesin bi kere videoya çekmişler sonra da hep aynı görüntüyü yayınlayıp duruyorlar” fikrini hemencecik benimseyip cesur işletmecilere bile ithamda bulunmakta sakınca görmemektedirler. Yine de ustabaşı ile kurulacak mikrofon aracılı bir canlı yayının bu tür yersiz şüpheleri de ortadan kaldıracağı günler elbette ki gelecektir.

                Müze görevlisi, etraftaki günlük hayatın izlerini taşıyan nesnelere odaklanmamızdansa camekanlar içerisinde sergilenen insanlık tarihinin en önemli bulgularına yönelmemizi sağlamak için hemen bizi o tarafa sürükledi. Zaten toplam dört veya beş adet büyük camekan vardı. Bunların her birisinde de hepsi varoluşumuzu kavramamız bakımından oldukça değerli olan, zekice tasarlanmış, ergonomik, çok fonksiyonlu kullanılabilen, kah cilalı kah yontma taş eserler bulunmaktaydı tahminimce. Ben daha ilkini incelemeye fırsat bulamadan kuzenim heyecanla birinden diğerine koşmaya başlamıştı bile. Ben ise ilk taş bulgunun yanına yanaşıp dikkatli gözlerle onu incelemeye başladım.

Ben fıtıratım gereği fazla tez canlı olmayan biriyim. Aslında tez canlılığın da ötesinde, bu taşı hevesle incelememin altında yatan bambaşka bir sebep var ki bunu paylaşmadan geçersem sizleri yanlış yönlendirmiş olurum.  Ta Antalya’dan beri yol boyunca “bu sefer ilgilenecem tarihi eserlerle, okuyup öğrenecem neymiş ne değillermiş, bakacam gerekirse dakikalarca, yapacam, edecem, ilgimi verecem” gibi bir dizi kendi kendine verilmiş söz ile motivasyonumu artırmaya çalışıyordum. Tıpkı bir çoğumuzun küçükken okulun başlayacağı günün gecesinde yatağına uzanınca aklından geçirdiği “bu sene var ya, günü gününe çalışacam oolum” sözleri gibi.

Bu sebeptendir ki ilk taşın sağına soluna eğilip, gözlerimi kah kısıp kah patlatırcasına pörtletip, öndeki yazıyı pür dikkat okuyup, toplamda bu eseri içime sindirmem takriben 6 dakikamı aldı. Öndeki yazı demişken. Yazıda taşa verilen ve bir nefeste okunması asla mümkün olmayan Latince bir isim vardı (Latince de tek kelimesini bilmediğimiz halde görür görmez tanıyabildiğimiz tek dil olsa gerek). Bu ismin altında taşın M.Ö. kaç yılına ait olduğu, atalarımız tarafından hangi amaçlarla kullanıldığı, bulunup müzemize kazandırılma tarihi gibi her biri birbirinden değerli birçok bilgi vardı. Ben tüm bu bilgileri nasıl uzun vadede hafızamda saklayabileceğimi düşünerek ikinci taşa gözlerimi çevirdim. Gözlerimin ikinci taşa değmesiyle birlikte tüm motivasyonum yok oldu. Bu taşın birinciden tek farkı dikkatlice bakınca uç kısmında bir yerde farkedilen belli belirsiz sivrilikti. Bununla birlikte taşın adı bambaşka bir karmaşık Latince kelime idi ve altında yazan öykü de oldukça farklıydı. İki taş arasında 850 yıllık bir tarihsel geçmiş olduğu iddia edilmekteydi ve taşların iddia edilen kullanımları birbirinden tamamıyla farklıydı.

İşte bunları görünce bütün o biriktirdiğim motivasyonum bir anda dibe vurdu ve içimdeki o “ne ki bu ki?” adamı fırsat bu fırsat diyerek tekrar beni ele geçiriverdi. O dakikadan itibaren müze benim gözümde bitmişti. Doğada bile kolaylıkla bulunabilecek iki tane taşı bizim atalarımız en az 850 yıl uğraşıp üretmiş olamazlardı. Hem olsalardı bile birbirine bu kadar benzer iki taştan böylesine farklı işlevlerde faydalanmış olmaları aklın ve mantığın sınırları dışındaydı. İster cilalamış olsunlar ister yontmuş olsunlar 2007 senesinde benim bu eserleri görüp de içimde “vay be gördün mü demek bu güne gelmek için tüm bu basamakları nasıl da atlamışız, nasıl da zamanla gelişip müreffeh günlere uzanmışız” hissiyatına kapılmam eşyamın tabiatına aykırıydı.

Gezimizin müze kısmı ziyaretinde camekanlar ardında sergilenmekte olan taş aletlere bir daha zinhar dönüp bakmadım. Gubidik aletlerin içerdikleri anlam benim bu dünyadaki varlığımın ifade ettiği toplam anlamdan binlerce kat daha fazla da olsa benim için onların değeri sıfırdı artık. Antik kuntik şehirlerde bulunan tas, testi, çömlek ve toprak güveçlerin (!!!) kendi varlığım bakımından önemsiz olduğuna bir kez daha karar verdim. Aslına bu kararı yıllar evvel kesin ve kati olarak bir sualtı izleme atraksiyonu sırasında vermiştim ama demek ki yeterince içime sindirememişim (o gezide tabanında 10 cm2’lik kapkalın bir cam bulunan teknemsi bir deniz aracıyla bir adanın kıyı şeridini takip ederken tayfalar tarafından “camdan bakın dostlar aşağıda ne medeniyetler ne uygarlıklar göreceksiniz” gazları ile tüm yolcular kafa tokuşturarak gözlerimizi o hiçbir şey görünmeyen pencereye dikivermiştik ve fakat elimize geçen bir iki çömlek silüeti ve kırık bir testi hayali olmuştu).

Ufacık tek göz müzede taşlardan soğuduktan sonra gözüme çarpan ilk şey duvarda asılı temsili bir resimdi. O resimde Karain Mağarası’nı mesken edinmiş ilkel insan öncülleri gösterilmeye çalışılmaktaydı. Maymunun bir basamak daha medenisi, elleri kolları uzun bu kıllı canlılar resimde neşe içinde oynaşırlarmış gibi gösterilmekteydi. Sosyal hayata önem verdiklerini vurgulamak için düşünülmüş olsa gerekti bu resim. Mahrem yerleri bizzat daha da kıllı resmedilmiş bu dedelerimiz, evrimi özetleyen o meşur figürde yavaştan iki ayağı üzerinde doğrulmaya başlayan geçiş dönemi varlıkları olmalıydılar. “Amma bel ağrısı çekmişlerdir” diye geçirdim içimden. “Bakma sen böyle neşe içinde oynaştıklarına, av bir dert, su bulmak bir dert, yok dinazor çocuğu yuttu, yok ejder lav saçtı tüm kürkü yaktı, yok yavrucağımın anası diğer dişilere benziyor kaybettin mi ara ki bulasın” diye de devam ettim. Benim dalgın bakışlar ile resmi süzdüğümü gören müze görevlisi yanıma yanaştı ve dikti gözlerini duvardaki rahmetlilere. Sanki çocukken kaybettiği dedesinin resmine bakar gibi bir içlendi önce. Sonra postürünü biraz değiştirdi ve şöyle dedi: “Diskoviride izledim bir seferinde, o vakitler hava çok soğuk olduğu için Allah onları çok kıllı yaratmış. Üşümesinler diye. Kazak pantulon gibiymiş o tüyleri ağbiy”.

Kuzenimin müzeden sıkılması bir on dakikamızı aldı. Eminim şu atalardan biri cana gelse o on dakikada, sıkıntıdan yumurta sahanını kemire yalaya tertemiz yapıverirdi.

Mağaraya yolculuk…bir sonraki episodda….

 

评论

请稍候...
很抱歉,您输入的评论太长。请缩短您的评论。
您没有输入任何内容,请重试。
很抱歉,我们当前无法添加您的评论。请稍后重试。
若要添加评论,需要您的家长授予您相应权限。请求权限
您的家长禁用了评论功能。
很抱歉,我们当前无法删除您的评论。请稍后重试。
您已超过了一天之内允许提供的评论数上限。请在 24 小时后重试。
因为我们的系统表明您可能在向其他用户提供垃圾评论,您的帐户已禁用了评论功能。如果您认为我们错误地禁用了您的帐户,请联系 Windows Live 支持部门
完成下面的安全检查,您提供评论的过程才能完成。
您在安全检查中键入的字符必须与图片或音频中的字符一致。

若要添加评论,请使用您的 Windows Live ID 登录(如果您使用过 Hotmail、Messenger 或 Xbox LIVE,您就拥有 Windows Live ID)。登录


还没有 Windows Live ID 吗?请注册

引用通告

此日志的引用通告 URL 是:
http://otosun.spaces.live.com/blog/cns!C4168E638E955FFE!373.trak
引用此项的网络日志